27 Kasım 2013 Çarşamba

İçi seni dışı beni yakan Nagakin Kapsül Kulesi




Tokyo’nun Ginza bölgesinde enteresan ve turist kafasına göre tam fotoğraflık bir bina yükseliyor: Nagakin Kapsül Kulesi, orijinal adıyla Nagakin Kapuseru Tawa. Binanın  mimarı Kisho Kurokawa kendisini dünyaya tanıtan bu yapıdan sonra en az onun kadar çarpıcı ve büyük projelere imza atmış. Oda şeklindeki kapsüllerin ana yapıya gerçek boyutlarıyla eklenmesinden meydana gelen Nagakin Kapsül Kulesi, “kapsül mimarisi” olarak literatüre geçen tarzın da ilk örneği sayılıyor.

Birbirine komşu tam 140 kutucuktan oluşan Nagakin Kulesi'nin önünden geçip ona kayıtsız kalmak imkansız. 

Her biri birbirinden bağımsız olarak takılıp-çıkartılabilen bu kutucuklar tam 140 adet; bina da 14 kattan oluşuyor. Kutulara yakından bakıp ön cephelerini şöyle bir süzünce binanın lakabının neden “washing machine building” olduğunu gayet net bir şekilde anlıyorsunuz. Gerçekten de bu kutuların içinde yaşayanlar odaların gereksinimi olan hava ve ışığı maksimumda verebilen iri yuvarlak pencerelerden ötürü dev bir çamaşır makinesinde yaşadıkları hissine kapılıyor olabilirler. Ya da “zaten 4 metrekare’ye hapsolmuşum bana ilişmeyin” de diyor olabilirler; kim bilebilir. Lakin binaya uzaktan baktığınızda ilginizi çekmemesi, orada yaşamanın nasıl bir şey olacağını düşünmemeniz imkansız gibi…




Ginza'daki binanın yapımının 1972’de tamamlandığını okuduğumda biraz şaşırmıştım; sizce de günümüze daha yakın bir tarihte tasarlanmış gibi durmuyor mu? İlk zamanlarında hafta içi geç saatlere kadar çalışan kişilere (yani hemen hemen herkese?) ekonomik barınma imkanı sunmak üzere planlanmış bir otel projesi olan binanın büyük bir kısmı günümüzde konut olarak kullanılıyor. Ayrıca kapsülleri ofis ya da dükkan olarak da kiralayanlar bulunuyormuş.


Merhaba, ben dev bir çamaşır makinesinde ikamet ediyorum. 


İçinde yaşayanların nasıl hissettikleri merak konusu olan binada 140 kapsül, merkez noktanın etrafına çeşitli açılarla yerleştirilmiş. Mimar Kurokawa, zamanında yüksek gerilime sahip dört metal çubuk yardımıyla kapsül birimlerini betona yerleştirecek teknolojiyi de geliştirmiş. Gömme yatak ve banyo üniteleri ile birlikte TV, radyo ve saat ünitelerinin bulunduğu tek kişilik odalar, 4 × 2.5 m. ebadındaki yük konteynırlarının değiştirilmesi ile oluşmuş. Yapıldıkları fabrikada  iç kısımları enerji tedarik sistemleri ve donanımlarıyla beraber tam olarak yerleştirilen kapsüller daha sonra yukarı kaldırılarak betondaki merkez dingillere oturtulmuş. Lego kule böylece tamamlanmış.

Nagakin'in odaları genellikle pencereye paralel yerleştirilen bir yatak, açılır kapanır dolap ve TV ünitesi ile uçakların tuvaletleri kadar alana sahip banyo kısmından oluşuyor. Yukarıdaki kesit ve fotoğraf 70'li yıllara ait ilk oda örneklerinden.  

Yerleri değiştirilebilen, sayıları azaltılabilen kapsüller fikrinden yola çıkan mimar Kurokawa, sürdürülebilir mimari adına bir ilke imza atmış olsa da drenaj ve su borularının zarar görmesine neden olacağı için binada 33 yıldır herhangi bir değişiklik yapılmamış. Yani kutucuklar uzun süredir yerlerinde sabit duruyorlar.


2. Dünya Savaşı sonrası büyük travmalar atlatan Japonya’nın “kültürel dirilişinin mimari sembollerinden” sayılan kule, insanı derin derin düşünmeye sevk etmiyor değil hani… Küçücük kapsülcükler hem çekici, hem boğucu, hem tek tipleşmenin sembolü; bir yandan da eğlenceli gibi… Bir garip yani; yorum yapabilmek için en az bir ay kadar burada yaşayıp deneyimlemek gerekli sanki. Yani hem Tokyo’nun havasını hem de bu bitişik hücrelerden oluşan organizmanın havasını koklamak… Sırf maddi anlamda uygun barınma imkanı sunduğu için bu modelin yaygınlaşması ihtimali insana bir tuhaf gelse de akıl çelen bir tarafları da yok değil. Yani azı talep ederek de mutlu olabilirsin yanılsamasının ekonomik/mimari modeli olarak… Bir yandan diyor ki insan; kim hayatını birkaç metrekarede sürdürmekten memnun olabilir. Ama şu sonuca da varıyor hızlıca; hayatını zaten birkaç kilometrekarelik bir kapsülün içinde geçiriyorsun; bu kapsül senin hayat tarzının minimalize edilmiş modeli sevgili dünyalı. Yani eğer onun içinde yaşamak istemiyorsan kendi alternatifini yaratacaksın. Buradan konu çok başka yerlere gider en iyisi şöyle toparlamak;  bu kapsülü sadece bir ay deneyimlemek iyidir; o da sadece deneyimlemek için… (Arada iç sese yer vermezsek neye yarar blog yazmak.)



Kaptan Spock da yan kapsüldeydi zaten. Odaların dekorasyonu tabii ki değiştirilebiliyor; yatağı pencere kenarından kaldırıp açılır kapanır versiyonunu kullanmak yerden tasarruf sağlayabilir mesela. Marimekko yastıklar da gözümüzden kaçmadı...



Japonya’da bu tarz barınma modeli halkın ya da turistlerin çok da yabancı oldukları bir mevzu değil. Hava alanlarının içinde ya da yakınlarında bulunan tek yataklı hücre oteller bu fikrin bir uzantısı gibi görünüyor. Yazarken fark ettim; hücre kelimesi de nasıl sevimsiz nasıl sevimsiz…

Klozet ve duş yan yana.


Kendine ait bir oda
Bu sayfada örnek bir kesitini bulabileceğiniz kapsüller genel olarak pencereye paralel yerleştirilmiş bir yatak, sol duvarında raflar bulunan TV ünitesi, çalışma alanı ve kullanıcının tercihine ya da akrobasi yeteneğine göre mutfak olarak kullanılabilecek ufak bir tezgahın hemen karşısında içinde minicik bir duş ve klozet bulunan banyo bölümünden oluşuyor. Banyonun büyüklüğünün bir uçağın WC’si kadar olduğu belirtiliyor. Kapsüllerde yatağın yerini değiştirerek ya da açılır kapanır yatak kullanarak alandan tasarruf etmek mümkün, ama yine de tokyotimes.org’un fotoğraflarından yola çıkarak içeriye sığmanın biraz zor zanaat olduğunu söyleyebiliriz. En azından uzun süredir burada oturan bina sakinleri için…



Demiştik küçük alana uzun soluklu sığmak zor zanaat diye. Kapsüllerin kapı önlerinde çekilen fotoğraflar tokyotimes.org'dan. 




 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder