
Tokyo’nun
Ginza bölgesinde enteresan ve turist kafasına göre tam fotoğraflık bir bina
yükseliyor: Nagakin Kapsül Kulesi, orijinal adıyla Nagakin Kapuseru Tawa. Binanın
mimarı Kisho Kurokawa kendisini dünyaya
tanıtan bu yapıdan sonra en az onun kadar çarpıcı ve büyük projelere imza
atmış. Oda şeklindeki kapsüllerin ana yapıya gerçek boyutlarıyla eklenmesinden
meydana gelen Nagakin Kapsül Kulesi, “kapsül mimarisi” olarak literatüre geçen
tarzın da ilk örneği sayılıyor.
![]() |
| Birbirine komşu tam 140 kutucuktan oluşan Nagakin Kulesi'nin önünden geçip ona kayıtsız kalmak imkansız. |
Her biri
birbirinden bağımsız olarak takılıp-çıkartılabilen bu kutucuklar tam 140 adet;
bina da 14 kattan oluşuyor. Kutulara yakından bakıp ön cephelerini şöyle bir
süzünce binanın lakabının neden “washing machine building” olduğunu gayet net
bir şekilde anlıyorsunuz. Gerçekten de bu kutuların içinde yaşayanlar odaların
gereksinimi olan hava ve ışığı maksimumda verebilen iri yuvarlak pencerelerden
ötürü dev bir çamaşır makinesinde yaşadıkları hissine kapılıyor olabilirler. Ya
da “zaten 4 metrekare’ye hapsolmuşum bana ilişmeyin” de diyor olabilirler; kim
bilebilir. Lakin binaya uzaktan baktığınızda ilginizi çekmemesi, orada
yaşamanın nasıl bir şey olacağını düşünmemeniz imkansız gibi…
Ginza'daki binanın yapımının 1972’de tamamlandığını okuduğumda
biraz şaşırmıştım; sizce de günümüze daha yakın bir tarihte tasarlanmış gibi
durmuyor mu? İlk zamanlarında hafta içi geç saatlere kadar çalışan kişilere (yani
hemen hemen herkese?) ekonomik barınma imkanı sunmak üzere planlanmış bir otel
projesi olan binanın büyük bir kısmı günümüzde konut olarak kullanılıyor. Ayrıca
kapsülleri ofis ya da dükkan olarak da kiralayanlar bulunuyormuş.
![]() |
| Merhaba, ben dev bir çamaşır makinesinde ikamet ediyorum. |
İçinde yaşayanların
nasıl hissettikleri merak konusu olan binada 140 kapsül, merkez noktanın
etrafına çeşitli açılarla yerleştirilmiş. Mimar Kurokawa, zamanında yüksek
gerilime sahip dört metal çubuk yardımıyla kapsül birimlerini betona
yerleştirecek teknolojiyi de geliştirmiş. Gömme yatak ve banyo üniteleri ile
birlikte TV, radyo ve saat ünitelerinin bulunduğu tek kişilik odalar, 4 × 2.5 m.
ebadındaki yük konteynırlarının değiştirilmesi ile oluşmuş. Yapıldıkları fabrikada
iç kısımları enerji tedarik sistemleri
ve donanımlarıyla beraber tam olarak yerleştirilen kapsüller daha sonra yukarı
kaldırılarak betondaki merkez dingillere oturtulmuş. Lego kule böylece
tamamlanmış.
Yerleri değiştirilebilen,
sayıları azaltılabilen kapsüller fikrinden yola çıkan mimar Kurokawa,
sürdürülebilir mimari adına bir ilke imza atmış olsa da drenaj ve su borularının
zarar görmesine neden olacağı için binada 33 yıldır herhangi bir değişiklik
yapılmamış. Yani kutucuklar uzun süredir yerlerinde sabit duruyorlar.
2. Dünya
Savaşı sonrası büyük travmalar atlatan Japonya’nın “kültürel dirilişinin mimari
sembollerinden” sayılan kule, insanı derin derin düşünmeye sevk etmiyor değil
hani… Küçücük kapsülcükler hem çekici, hem boğucu, hem tek tipleşmenin sembolü;
bir yandan da eğlenceli gibi… Bir garip yani; yorum yapabilmek için en az bir
ay kadar burada yaşayıp deneyimlemek gerekli sanki. Yani hem Tokyo’nun havasını
hem de bu bitişik hücrelerden oluşan organizmanın havasını koklamak… Sırf maddi anlamda
uygun barınma imkanı sunduğu için bu modelin yaygınlaşması ihtimali insana
bir tuhaf gelse de akıl çelen bir tarafları da yok değil. Yani azı talep ederek
de mutlu olabilirsin yanılsamasının ekonomik/mimari modeli olarak… Bir yandan diyor ki
insan; kim hayatını birkaç metrekarede sürdürmekten memnun olabilir. Ama şu
sonuca da varıyor hızlıca; hayatını zaten birkaç kilometrekarelik bir kapsülün
içinde geçiriyorsun; bu kapsül senin hayat tarzının minimalize edilmiş modeli
sevgili dünyalı. Yani eğer onun içinde yaşamak istemiyorsan kendi alternatifini
yaratacaksın. Buradan konu çok başka yerlere gider en iyisi şöyle toparlamak; bu kapsülü sadece bir ay deneyimlemek iyidir; o
da sadece deneyimlemek için… (Arada iç sese yer vermezsek neye yarar blog yazmak.)
Japonya’da
bu tarz barınma modeli halkın ya da turistlerin çok da yabancı oldukları bir
mevzu değil. Hava alanlarının içinde ya da yakınlarında bulunan tek yataklı
hücre oteller bu fikrin bir uzantısı gibi görünüyor. Yazarken fark ettim; hücre
kelimesi de nasıl sevimsiz nasıl sevimsiz…
![]() |
| Klozet ve duş yan yana. |
Kendine ait bir oda
Bu sayfada örnek bir kesitini bulabileceğiniz
kapsüller genel olarak pencereye paralel yerleştirilmiş bir yatak, sol
duvarında raflar bulunan TV ünitesi, çalışma alanı ve kullanıcının tercihine ya
da akrobasi yeteneğine göre mutfak olarak kullanılabilecek ufak bir tezgahın hemen karşısında içinde minicik bir duş ve klozet bulunan banyo
bölümünden oluşuyor. Banyonun büyüklüğünün bir uçağın WC’si kadar olduğu
belirtiliyor. Kapsüllerde yatağın yerini değiştirerek
ya da açılır kapanır yatak kullanarak alandan tasarruf etmek mümkün, ama yine de
tokyotimes.org’un fotoğraflarından yola çıkarak içeriye sığmanın biraz zor
zanaat olduğunu söyleyebiliriz. En azından uzun süredir burada oturan bina
sakinleri için…
![]() |
| Demiştik küçük alana uzun soluklu sığmak zor zanaat diye. Kapsüllerin kapı önlerinde çekilen fotoğraflar tokyotimes.org'dan. |












Hiç yorum yok:
Yorum Gönder