16 Aralık 2013 Pazartesi

Alternatif yaşam formları 2: Benim cici karavanım!

Şu karavan mevzusu yok mu; uzun zamandır ukte içimde… Muhtelif zamanlarda muhtelif arama motorlarında karavan ve “campervan” aratmışlığım, onlarca fotoğraf biriktirmişliğim var. Arada onlara bakıp aman da ne şirinler diyorum elbette ama gel gör ki; kanımı asıl kaynatan ne dekorasyonları ne de süslü püslü halleri. Onları çekici kılan yaşattıkları seyyar ev hissiyatı tabii ki; istediğin zaman istediğin yerde, istediğin kadar sana eşlik edecek bir ev. 


Bahsettiğim, ara sıra bir karavanla ya da kamp aracıyla yollara dökülmek tabii ama bu araçlarda hayatlarını geçirenler de yok değil. Son çare olarak –bir nevi zorunluluktan- karavan kamplarında yaşamaya başlayan insanlardan söz etmiyorum; bu durum çok daha farklı bir yazının konusu çünkü… Ve sanırım bir gün burada ya da başka bir yerde onlardan da bahsedeceğim.

Konumuz Stuart ve Teresa Dace çifti gibi gönüllü olarak karavan hayatını seçenler ve hayatının belki de en önemli kısmını gönülden bağlı oldukları dört teker üzerinde yeni keşifler yapmaya adayanlar… Onların güzelleştirdikleri ufacık alanlar… Bu konudan bahsederken “üç noktalar” bitmiyor ve yazı giderek daha da romantik bir hal alıyor farkındayım. Bunun nedeni biraz Volkswagen T2’nin 31 Aralık’ta son kez üretilip tarihe karışacağı haberini almak, biraz da 60’ların özgür kampçılarının ruhuna nedense ilerleyen yaşımla daha bir özlem duymak mıdır nedir bilemedim…

Bakınız şu T2'nin güzelliğine! Meğerse tarih olacakmış yakında... 

   
Karavan sever bu kitabı da sever. 
Son zamanlarda bu konuya kafayı takmışken tesadüfen Pavillon’un “My Cool” serisinden kitapları keşfetmem de harika oldu. “My Cool Caravan” ve “My Cool Campervan” Jane Field-Lewis ve Chris Haddon’ın ortak çalışmaları. Kitaplardaki harika fotoğraflar ise Tina Hillier ve Hilary Walker’a ait. Mr. Baldwin ve diğer iki kamp güzelinden de bu kitaplar sayesinde haberdar oldum. İyi ki de oldum.


Mr. Baldwin, nam-ı diğer “Arkadaş Mıknatısı”
Stuart ve Teresa Dace çiftinin “arkadaş mıknatısı” da dedikleri Mr. Baldwin de sözünü ettiğimiz bu T2’lerden. Çift yıllardır bu maviş kamp aracıyla yollarda. Grafik tasarımcı olan Stuart’ın bir de Lodekka adında bir grubu var ve arada kamp aracını neredeyse sahneye dönüştürerek konserler verip, ufak turnelere de çıkıyorlar. Tabii ki bunlar sadece kendilerini eğlendirmek amacıyla verilen açık konserlerden ibaret oluyor.

Stuart ve Teresa yol arkadaşları Mr. Baldwin ile.

Bu Mr. Baldwin'in içi...

Bu da dışı. Fotoğraf: Tina Hillier.


Gümüş dostlar
Böyle gümüş dostlar başına! “Silverbullets” takma isimli Airstream karavanlar gerçekten de çok güzeller. Hatta biraz fazla dikkat bile çekiyorlar. Airstream familyasından –fotoğrafını gördüğünüz- 1958 model bir karavanın sahibi olan Mark da aracının koyu ahşap lambri gibi birçok orijinal özelliğinin yerli yerinde olduğunu söylüyor.  

Hilary Walker'ın objektifinden 1958 model bir Airstream karavan.

Bu arada benim yeni tanıştığım Airstream karavanlar aslında pek görkemli bir üne sahiplermiş. 1935 yılından beri üretilen Airstream araçların büyük çoğunluğu hala kullanımda yani oldukça dayanıklılar… Ayrıca sanırım bu kadar vazgeçilmez olmalarında yumurta formunu andıran tasarımlarının da payı var. Meraklıları için şu bilgiyi de vereyim madem;  satışta olanların en küçüğü 4.9 metrelik “base camp”, en büyüğü ise 10.3 metrelik “panamerica” modelleriymiş…

Airstream güzel bir şey arkadaşlar; bu da kallavi bir modeli. 


Ayaklı müze Myrtle
Myrtle, 1964 model bir Dodge Travco. Onun mobil bir müze olduğunu söyleyen sahipleri Myrtle’i satın aldıklarında şimdiki halinden biraz farklıymış. Orijinaline mümkün olduğunca sadık kalmak için çok eski parçalarla onu restore etmişler. Uzun yollar için yeni bir motor tercih edip güneş panelleri de eklemişler.

1964 model Dodge Travco'nun adı Myrtle ve güneş panelleri de var. (F: Hilary Walker)

Bir karavan ya da kamp aracının nasıl yuva haline getirilebileceğini sadece örneklere bakarak anlamak  mümkün. “Gypsy caravan” efsanesi büyüsünü hala korurken Retro, Vintage ve Country tarzda düzenlenmiş araçlara kayıtsız kalmak da imkansız.

Constance bir vintage güzeli.

Constance'nin içi. Baskın kırmızı, çiçekler, puantiye ve kareli yün battaniye ile stil önerisi arayanlar için renkli bir kutucuk. 



Yukarıda ve aşağıda Mark'ın Airstream karavanının içinden manzaralar; tatlı Retro!


 
(F: Hilary Walker)

Bir başka karavanın dışı ve içi... (F: Tina Hillier)

Seyahat ederken gelir sağlamak da olası...


Mecit Gülaydın’dan kamp tüyoları
Kamp araçlarından, karavan sevdasından bahsedip de Mecit -abi- Gülaydın’ı atlamam söz konusu olamazdı tabii. Fotoğrafçı Mecit Gülaydın’ı tanıyanlar onun özellikle retro araçlara olan tutkusunu çok iyi bilir. Ailesi ve arkadaşlarıyla dere tepe düz giden bir gezgin olarak işin püf noktalarıyla ilgili ondan bilgi almak şart oldu:
Mecit Gülaydın yıllardır yollarda.


Mecit abi, bu işe ilgin ne zaman başladı? Kamp aracınla ne zaman tanıştın, kaç yıldır birliktesiniz :)
Bu ilgi otomobil merakımla birlikte daha çocukluk yıllarıma dayanan ilgi alanım çerçevesinde ucu matchbox’lara kadar inen bir merak ile başladı diyebilirim.
Otomobil tutkum, içinde yaşanabilir araçları tanıdıkça karavan ( camper yada motokaravan ) tutkusuna dönüştü. İlk karavanım 1998 yılında aldığım bir Volkswagen minibüsü devşirmem sonucu ortaya çıktı. Evet, çocukluk yıllarındaki gibi küçük alanlarda yaşam becerisi bana çok eğlenceli geldi ve bunu gezelim görelim tutkusu ile birleştirince işte kamp karavan işlerinde buluverdim kendimi. Uzun lafın kısası 15 yıldır ilgileniyormuşum!

Mecit Gülaydın ve ailesinin yol arkadaşı emektar Volkswagen. 


Karavanla gitmekten, konaklamaktan hoşlandığın rotalar var mı?
Açıkçası karavanla sürekli gezebilirim ama hayat öyle filmlerde ki gibi olamayabiliyor zira aile olunca ancak ortak zaman dilimlerini kullanabiliyoruz. Bu yüzden ya hafta sonları yakın yerler ya da uzun tatillerde mevsimine göre planlar yapıyoruz. Örneğin kış kampları çok zevkli ve maceralı olurken yaz kampları daha çok deniz güneş kum oluveriyor. Yayla gezileri, tarihi mekanlar, coğrafi güzellikler, Avrupa’da sayısız güzergah şıkları sonsuz seçenekler sunuyor… Hepsinin kendi içinde farklı ve güzel yanları var.

Karavanda yaşamayı düşünür müsün? Geçmişte böyle bir deneyimin oldu mu?
Evet, her zaman düşündüm ama bunun için maalesef ülkemizde eskisi kadar "yurt dışındaki" gibi kamp alanları kalmadı ve tüm kampçıları zorlayan bir sorun halini aldı. Zira 1966 yılında kurulan kampkaravan derneği ve neredeyse Türkiye'nin her yerine açılan kamp alanları birer birer kapandılar ve özelikle bir "Dünya Kenti " olma iddiasında olan İstanbul’da ne yazık  ki bir kamping bile kalmadı . Ve her şeye rağmen neredeyse Avrupa’nın her ülkesinden ve her ekonomik gruba dahil kamp karavan sevdalıları İstanbul'a gelip sadece sahil yolunda beton otoparklar üzerinde yani teknesi ile gelip marina bulamayıp karaya çekmek gibi bir şeye maruz kalan ısrarlı gezginlere ev sahipliği yapan bir ülkede kamp ve karavan!



Sorumu geri alıyorum o halde :) Peki karavanla seyahat ve konaklamanın daha rahat olduğu yerler nereler?
Batı diyarı; zira bu hobi batının uzun süredir yaptığı ve kendini çok geliştirdiği bir alan bu yüzden Türkiye’nin batısı hatta özellikle Almanya bu işin cenneti diyebilirim.

Karavanla yeni bir hayata başlamak isteyenlere ne önerirsin?
Sahip oldukları araç ne olursa olsun içine girip yola çıkıp hayatı yaşamalarını; doğu veya batı, kuzey, güney fark etmeden gezgin olmayı öneririm!



Bu yazıya noktayı koymadan önce, yakında soyu tükenecek olan Volkswagen T2’lerle ilgili çok hoş bir yazıyı şu adresten okuyabilirsiniz:

Burada da suda giden karavan fikri var, enteresan:
http://www.ideasforroom.com/accesories/caravan-sealander-design-can-enhance-our-camping-atmosphere/



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder