24 Ocak 2014 Cuma

Duvarın gözleri: MTO


Fotoğraf, flickr, Urban ARTefacte.

Gerçek adını henüz pek kimselerin bilmediği gizemli sanatçı MTO’nun işlerine son iki yıldır rastlar olmuştum da Rennes’de bir evin duvarına yaptığı resim hafif bir şok yaşattı bana. Metruk tek katlı bir evin birkaç farklı cephesini içine alan resim için ne söyleyeceğimi bilemedim. Yetenek işte diyor ve yutkunuyorum.
Rennes'den insan üstü manzaralar. Fotoğraf: Renan Peron
MTO’nun “foto-realistik” olarak adlandırılan işleri son zamanlarda özellikle Kreuzberg’de olmak üzere Berlin, Barcelona, Paris gibi farklı şehirlerde insanların önüne çıkmaya başlamıştı. Genellikle 70-80’li yılların rock star’larını ve aktörlerini çalışmayı seven MTO’nun en ufak ölçekli işini tamamlaması – ki 2m.x4m. gibi bir ölçü veriyor en küçük iş için- yaklaşık 5 saatini alıyormuş.

Fotoğraf: flickr, MTO
Kendi portresi. Fotoğraf: flickr, MTO.


Fotoğraf: flickr, MTO.

Fotoğraf: flickr, MTO.
Fotoğraf: flickr, lucky cat.
Bir ortak çalışma; MTO ve IEMZA imzalı. Fotoğraf: flickr, MTO.
Fotoğraf: flickr, nolifebeforecoffee.

Genellikle çok büyük alanlar üzerinde ve çok detaylı çalıştığı için bir resmi tamamlaması bir hafta kadar sürüyormuş. MTO’da onu benzerlerinden ayıran bir farklılık olarak benim gözüme çarpan sadece duvarları kullanmak yerine pencereleri, kapıları hatta zaman zaman çalıştığı mekanın doğasına uygun olarak o alanı kullanan insanları, otomobilleri ya da farklı objeleri de resimlerinin içine katabilmesi. Nasıl oluyor da oluyor; mesela önüne araç park edilen bir duvarda sprey boyayla boyamaya hazırlanan kocaman bir el görüyorsunuz ki tam olarak bir aracı hedef almış. Böyle işte. 

Fotoğraf: flickr, Etza.
Fotoğraf: flickr, MTO.

18 Ocak 2014 Cumartesi

Hong Kong'dan önce son çıkış

Hong Kong manzarasına bir de buradan bakın. Michael Wolf'un "Back Door" serisinden. 

Çin Halk Cumhuriyeti’ne bağlı özel yönetim bölgesi Hong Kong, son yıllarda bazılarımızın ilgisini bir ihracat merkezi olmasıyla çeke dursun asıl konuşulması gereken tarafı iyiden iyiye kalabalıklaşan nüfusunun barınma ve içecek su problemiyle boğuşması. Bu konu fotojurnalist Michael Wolf tarafından yürütülen bir fotoğraf projesiyle Society for Community Organization'un da gündemine taşınmış.


Society for Community Organization (soCo) için gerçekleştirilen fotoğraf projesinden iki kare; dev gökdelenlerin hücrelerinden kuşbakışı hayat. 

“Architecture of Density” isimli fotoğraf projesiyle Hong Kong’un bazı bölgelerinde yükselen gökdelenlerin hücre büyüklüğündeki odalarında çekimler yapan Wolf’un kareleri (wikipedia’ya göre km2’ye 6,407 kişi) korkunç bir nüfus yoğunluğuna sahip olan bölgede yaşayan insanların hayatlarına dikkat çekiyor.*


Kimi gözler için hala ışıltılı bir metropol manzarası! "Architecture of Density" yani yoğunluğun mimarisi.

İnsanların iş umuduyla Hong Kong’a yaptıkları göçün nedeni büyük bir ihtimalle Çin para biriminden daha düşük olan Hong Kong Dolar’ı ve bölge içinde vergi olmamasından kaynaklanan ihracat patlaması. Sermaye için fırsat olarak görülen bu durum bölge sakinlerini “insan karınca yuvası” adı verilen bu hücrelerde yaşamaya kadar götürmüş. Işıltılı, egzotik Hong Kong’u turist gözleriyle değil de işin bu boyutunun da farkında olarak tanımak isteyenlere…



Michael Wolf'un "100x100" serisinden fotoğraflar.

Bir de bağımsız araştırma ve danışma kuruluşu The Economics Intelligence’ın Hong Kong’u 2012’de dünyanın en yaşanabilir şehri ilan etmesi durumu var tabii. İşte bu “en yaşanabilir bölgenin” karınca yuvalarında Society for Community Organization’un son verilerine göre günümüzde 100.000’den fazla insan yaşıyor.



"Back Door" serisinden üç fotoğraf.

Michael Wolf’un “Architecture of Density” serisi Asia One Book ve Peperoni Books tarafından kitap haline getirilmiş. Ayrıca sergi olarak da dünyanın çeşitli şehirlerini dolaşıyor. http://photomichaelwolf.com/ adresinden fotoğrafçının Hong Kong’un yanı sıra dünyanın diğer şehirlerinden derlediği işlerini de görebilirsiniz.


*Hong Kong’un nüfus yoğunluğuna dair veri alabileceğim güvenilir ve güncel bir kaynak keşfedemediğimden elimdeki bu rakamla yetinebiliyorum. 

Sevgili turist, rehberlerin seni getirmeyi pek istemeyeceği bir bölge daha. Hong Kong'dasın, dünyadasın.

Neredesin aşkım? Kremlin'deyim aşkım!

Londralı tasarımcı Paul Baker ve ekibi tarafından elde hazırlanan matruşkalar Putin’in anti lgbti yasa çalışmalarını protesto amacıyla hayata geçirilen ve tüm dünyada tanıtımı yapılan bir proje. İngiliz idollerin matruşkaları olan bebekler tasarlanırken Baker’ın aklındaki esas fikir Putin’in de bir bebeğini yapıp Moskova’da Kremlin’e ve Londra’da Rus Büyükelçiliği’ne göndermekmiş.


7 Şubat'ta başlayacak olan Sochi Kış Olimpiyatları öncesinde lgbti sporcuları kastederek "her sporcuya eşit şekilde muamele gösterileceğini" müjdeleyen! Vladimir Putin, Sochi öncesinde bir protestoda halkı tarafından sevgiyle anılırken. 

Matruşkalarımız sırayla Elton John, Stephen Fry, George Michael, Graham Norton ve Tom Daley'den oluşuyor. 


Bildiğimiz üzere Vladimir Putin ayrımcılık ve nefret konusunda kendi sınırlarını zorlamayı misyon edinmişti geçen sene. 2013’de Ortodoks Kilisesi’nin de desteğini alarak Rus Parlamentosu’nda  kabul ettirdiği eşcinsel karşıtı propaganda yasasını diyorum. Aslında çok da yabancısı olmadığımız “lgbti'lere tıbbi tedavi” fikrini meşrulaştıran hatta sokakta el ele tutuşan lgbti bireylere para cezası verilmesini öngören yasalar sayesinde karanlık tarafı seçmişti kendisi! Konu yaşam şekli, tercihler falan oldu mu kimisinin egosu -ya da edilgenliği- bir coşar bir şahlanır ki sorma gitsin. Hele bir de yasa falan çıkartabilecek bir güce sahipse bu bilinçler off; tut tutabilirsen… İfrazatını saçacak da saçacak; ardından ortalığı temizle temizleyebilirsen, yıllarca bekle ki geçsin pis koku. 


5 Ocak 2014 Pazar

Eğdim, büktüm, kestim, astım!


Satın alma, kendin yap!

Trend belirleyiciler (yuvarlak masa şövalyeleri gibi bi şey) diledikleri kadar 2014 trendlerini her yerde açıklaya dursun, biz eğlencemize bakalım! Çünkü yeni şeyler satın almak yerine biraz malzeme araştırması, sabır ve biraz da el becerisiyle harikalar yaratmak mümkün. Ve bu arada trend takip etmek de kusura bakmayın ama insanları biraz sıkıcı hale getiriyor; bu işi ajanslara bırakalım. Evdeki hurdaları dönüştürmenin, atılacak malzemeyle harikalar yaratmanın hazzı paha biçilemez ne de olsa ;)

Biraz tel, biraz kablo; bu benim işte...

Kablo kirliliğine karşı omuz omuza! İstilacı kireç beyazı ve siyah plastik yılanlar büklüm büklüm dolanır evin her yerinde. Hep de gizlenmesi en zor köşelerde artar kablo trafiği. Onları ortadan kaldırmak ya da görünümlerine espri katmak için piyasada bazı çözümler var tabii. Ama dediğim gibi onlara değinmeyeceğim. En azından kendim için daha fazla "şey" satın almamı engelleyecek eğlenceler aramaktayım çünkü.

Şimdi hiç gözümüzü korkutmadan kolay bir örnekle başlayalım: Kablo, süpürgeliğin hemen üzerinden yürütülür ve ağaç şekli verilerek -nalburda bulunabilecek- kablo klipsleriyle duvara sabitlenir.  

 Kablo mevzusuna dönecek olursak; onları saklamak yerine çok farklı hale getirecek birkaç fikri bir araya getirdim. Bazıları kolay görünüyor ama bazıları gerçekten yetenek gerektirebilir. Uygulaması en kolay fikirler, büyük mobilyaların arkasına saklanabilecek kabloların priz mahaline yaklaşan -açıkta kalan- kısımlarına kolay şekiller vererek bir ucu çivili kablo klipsleriyle onları duvara monte etmek. Aşağıdaki gibi:

Kablo klipsleri sticker'lar ya da bizzat sizin yapıp bu iş için kullanılan yapıştırma aparatlarıyla sabitleyeceğiniz süslerle kapatılabilir.  

Aşağıdaki lamba örneğine bayıldım. Burada önemli olan lambanızı tavana sabitlerken boş bir duvara oldukça yakın tutmanız. Tabii bir de lambanızın hali hazırdaki kablosunu elektrikçide muhtemelen uzatacaksınız. Bunun gibi bir köşe yaratmak için en önemlisi sabır ve yetenek olmalı, kolay gelsin!


Aslında sinir bozucu olan kablolarla yapılabilecek güzelliklerin sonu gelmez. Tıpkı yukarıdaki gibi. Aynı uygulamayı alçak bir kitap rafının ya da dresuarın üzerine yapmak mümkün. Hatta içine birkaç fotoğraf, resim de yerleştirilebilir; tabii ki çerçevesiz olacaklar. 
Çizmek isteyenler; sizi tutmayalım. Harika şeyler çıkabilir ortaya ve bir yerlerdeki kablo ile priz görünmez hale gelebilir ya da olayın esprisine dahil olabilir. 
Teldeki kuş

Ardiyeyi, mutfağı, yatak odasının kuytu köşelerini araştırdınız mı? Paslanmış, eskimiş, hurdacıya verilecek kıvama gelmiş metal eşyaları, tel sepetleri hatta eski yatak iskeletlerini arıyoruz.

Dikey ya da yatay, hatta birkaç tanesi bir arada hiç de fena olmaz. 

Eski yatağın yaylı iskelet kısmını böyle değerlendirmek kimin aklına geldiyse harika biri olmalı. Üzerine fotoğraflar ve özel notlar iliştirilen yaylı iskelet yatak başı olarak bile kullanılabilir. 
Elinizin altında buna benzer bir şey var mıdır ya da bu nedir bilmiyorum ama her ne ise harika görünüyor. Nalburdan ya da yapı marketten edinebileceğiniz siyah tellerle benzer bir çerçeve yapıp içini de bu şekilde örmeniz olası.
Bu da gerçek bir ustalık eseri, bravo diyoruz.
Böyle bir tel makası edinerek telleri rahatlıkla kesebileceğiniz gibi eğip bükebilirsiniz de...
Bu da gerçek bir yetenek işte. Tamam, herkesin harcı değil.
Katlanır çamaşır kurutma aparatının üst kısmından askılık yapmak mı dedin? Pek de hoş olur.











3 Ocak 2014 Cuma

Yeraltı sanatı; ama gerçek yeraltı!


Dalgın, karamsar, heyecanlı ve hep “yetişmeye çalışan” kentlilerle meraklı gezginlerin en sevdiği, sevmese bile avantajlarından vazgeçemediği yegane ulaşım sistemi metro. En çok müzisyenleri ve bizim diyarlarda rastlamasak da graffitileri, renkleri, sokaklara ün salmış sanatçıların kaçak işleriyle güzelleşir metro. Soğuk dehlizleri insan telaşı koktuğu gibi sidik de kokar kimi zaman. Dünyanın çeşitli yerlerinde belediyeler metro hayatını renklendirmek ve belki de bu soğuk, rutubetli dehlizlerde zorunlu dakikalar geçiren insanların griye çalan zihinlerini biraz yeşillendirmek için inşaat işine sanatı da dahil etmişler. Bu projeleri gerçekleştirenleri İstanbul metrolarına davet ediyorum, eminim çok duygulanırlar.  



110 km.lik Stockholm metrosu dünyanın en uzun sanat sergisi aynı zamanda...


Geçen gün dünyanın en uzun sanat sergisinin (110 km.) Stockholm metrosunda bulunduğuna dair bir habere denk geldim. Bir sürü farklı sanatçının resim, heykel, mozaik işleri yer alıyormuş metro duvarlarında ve zemininde. 50’li yıllarda inşa edilen Stockholm metrosunun 91 istasyonunda kurulduğu yıllardan itibaren farklı tarzda sanat eserleri sergileniyormuş.

Kungstradgarden İstasyonu, mağara duvarına benzer dehlizleri ve farklı renkleriyle en ilgi çekici duraklardan biri. 
Arama sonuçlarında en çok karşılaştığım işler Kungsträdgården İstasyonu’ndan çıktı. Mağara duvarlarına benzer dokular ve bir sürü kışkırtıcı renk, mozaik, mozaik, heykel, heykel… Yalnız bazı fotoğrafları çocukluğumun hiç korkutmayan korku tüneli manzaralarına benzettiğimi de inkar edemeyeceğim.





Stockholm metrosunun en şenlikli duvarlarından biri de Lars Arrhenius'un 70 ve 80'lerin kült oyunlarından derlediği mozaik çalışması. Pac-Man, Super Mario ve Space Invaders, wuhuuuu!
Bu da Chuck Groening'in "Stockholm Subway" isimli çalışması. İskandinav mitolojisi metroda. 


Tayvan’ın Koahsiung şehrindeki Formosa Boulevard İstasyonu’nun kubbesi de bir diğer kayda değer örnek. Sanatçı Narcissus Quagliata tarafından yapılan renkli cam kubbe dünyanın en büyük halka açık sanat işlerinden biri. Kubbe, Su: Yaşam rahminde; Toprak: Refah ve büyüme; Işık: Yaratıcı ruh; Ateş: Yıkım ve yeniden doğuş temalarıyla insan hayatının hikayesini anlatıyor. 

Tayvan, Koahsiung şehrindeki Formosa Boulevard İstasyonu'nuna girdiğinizde, kafanızı önünüze eğip yukarıdaki manzarayla vedalaşmanız biraz vakit alabilir...



Narcissus Quagliata tarafından yaratılan kubbede dört temayla insanlığın hikayesi anlatılmış. 

Metro, oyun ve sanat kelimelerini bir arada kullanıp New York’u es geçmek olmaz. Heykeltraş Tom Otterness’in 100’den fazla bronz heykelcikten oluşan “Life Underground” serisi 2001 yılında Eighth Avenue İstasyonu için yaratılmış. Her köşe başında rastlayabileceğiniz figürlerin Amerikan Dolar’ı ve yerlere saçılan “Cent”lerle içli dışlı bir ilişkisi var.

Tom Otterness'in Life Underground serisinde yer alan bu arkadaş Eight Avenue İstasyonu'nun demirbaşlarından. 

Yemişim Dolar'ını!

Avustralyalı sanatçı ve çocuk kitapları illustratörü Sophie Blackall'ın New York metrosunu konu aldığı "Missed Connections" çalışması New York metrosunda trenlerin içinde sergilenmiş.
Sophie Blackall'dan şekerleme tadında insan mozaiği! 

Berlin, Frankfurt, Brüksel, Santiago gibi şehirlerde de gayet hoş örnekler bulunuyor. Ama yine de benim değişmez favorim benzerlerine bizim buralarda da rastlabileceğimiz graffitiye bulanmış eski model vagonlar. Onların samimiyeti bambaşka. Adı belirsiz sokak sanatçılarının karalama defteri onlar :)



Frankfurt, Bocken Heimer Warte İstasyonu'nun girişi. 
Brüksel metrosundan...
Brüksel, Comte de Flandre İstasyonu'ndan Paul van Hoeydonck'un uçan insan figürleri. 
Şili, Santiago metrosundan...

Yine konumuzun dışında ama metro istasyonlarından bahsedip de Rus görkemini anmadan olmaz. İşte kremalı pastaya benzer duvarları ve dev avizeleriyle Moskova metrosundan bir manzara. 

Ayrıca şu kitaba dikkat:

Chronicle Books’dan çıkan “Subway Art”, Martha Cooper  ve Henry Chalfant fotoğraflarıyla 70 ve 80'lerden metro hikayeleri anlatıyor. Gerçek "underground" sanata bağlı içeriğiyle; Amerikan metro istasyonlarının gerilla sanatçıları, polisleri ve seyahat eden sıradan insanlarıyla evlere şenlik sahneleri! 

"Cops in the Train", The Bronx, 1981, Martha Cooper.
"Seen Dust", 1980, Henry Chalfant.
"Dondi Painting", New Lots Yards, 1980, Martha Cooper.